Türkiye'deki İsrail Temsilcilikleri Resmi Blogu

Home » Müzik

Category Archives: Müzik

Yahudiler ve Arapların müzik köprüsü


Kudüs’ün Yahudi ve Arap sakinleri müzik ile kültür köprüsü oluşturdular. Katılımcılar, “Her etkinlik şiddete en iyi cevaptır” dediler.

İsrail’de terör ve şiddet artarken Kudüs’te bir girişim Yahudi ve Araplar arasındaki tansiyonu düşürecek bir etkinlik düzenlediler. Müzik bunun ilacı oldu.
jews arap sing
Simple Sing (sadece şarkı söyle) projesine bu amaçla başlandı. Birkaç haftada bir bir araya gelen Kudüs’ün Yahudi ve Arap sakinleri müzikal gece geçirdiler. Yaklaşık 5 yıldır devam eden etkinlik destek kadar tepkilere de neden oluyor.

 Kudüs’te yaşamalarına rağmen Arap komşularımızla tanışma fırsatımız yok diyen Dror Amedi bu girişimi başlatan isimlerden biri. Amedi, amaçlarının siyasetten uzakta müzik ile dolu birliktelikle herkesin kendini rahat hissedebileceği bir ortam yaratmak. Son olarak 28 Ocak’ta düzenlenen etkinlik Kudüs İslam sanatları müzesinde gerçekleşti. Micaela Harari’nin Flamenko gösterisinin yanı sıra Fuad Abu Ghanam ve Liron Meyuhas birlikte şarkı söylediler. 250 kişinin katıldığı etkinlikte ayrıca 3 Arap, 3 Yahudi müzisyenden oluşan bir grup birlikte Orta Doğu şarkıları söylediler.
jews arap sing3
Gazze savaşı sırasında Doğu Kudüs’te etkinliğin düzenlenmesine Araplar karşı çıkarken, geçtiğimiz senelerde birçok kez Yahudiler etkinliği protesto ettiler. Etkinliğe katılan Yahudiler Arap komşularını tanımaktan sevinç duyarken, Arap katılımcılar da Yahudileri katil olarak görmediğini, Yahudiliğin “komşunu kendin gibi sev” gibi özdeyişlerini benimsediğini söyledi. Bu etkinliğe katıldığı için davayı sürdürmediği ve Yahudileşmekle suçlandığını söyleyen katılımcılardan Alqam, gerçek İslam’ın barış dini olduğunu ve nefret içermediğini söyledi, Müslümanların terörist olarak görülmemesi gerektiğini ekledi. “Şiddete en iyi cevap bu tür etkinliklerdir. Bu projenin susturulmaması lazım. Bugün bu proje eskisinden de önemli.”

Advertisements

Filistinliler, Şiddet ve Müzik


pal musicTrue Love adlı hediyelik eşya ve müzik dükkanına giren Filistinli gençler ardı ardına yeni çıkan “milliyetçi” cd’lerden istiyorlar. Kasanın yanında duran CD’lerde “Kudüs kanıyor” ve “bıçakla, bıçakla” gibi şarkılar yer alıyor. 15 yaşındaki Khader Abu Leil bu şarkıları dinlediğinde içinin kaynadığını söylüyor ve neredeyse her gün İsrail askerlerine taş attığı gösteriler için onu hazırlıyor.
Bu ayki İsraillilere bıçakla saldıran Filistinlilerden ve güvenlik görevlileri ile çıkan çatışmalardan esinlenen özellikle Batı Şeria’lı müzisyenler askeri çoğunlukla şiddetli müzikler ürettiler. Facebook ve Youtube’da saldırılardan karelerle paylaştıkları müzikler intifada müziği oluşturdu.

true love

Ramallah’taki True Love müzik dükkanı

“Siyonisti bıçakla ve Allah büyüktür de”, “bırak bıçağın düşmanını kessin” “intifada’ya devam et” bu şarkılardan bazıları. Sonuncusunun videosunda bir otobüs durağında İsrail askerlerine bıçak çeken bir kadının görüntüleri de var. “Diren ve silahlarını yanında ayırma” diyen şarkı, “yeni bir şehit olmaya hazırlan” diyor.
“İntifadaya devam et” ve son günlerde yayınlanan dört şarkının şarkı sözü yazarı ve yorumcusu olan Adnan Balaweneh televizyonda askerlerin Afula’da bir kızı vurmalarını seyrettiğini söyledi ve bundan etkilenerek Filistinlileri gaza getirecek bir şeyler yazma ihtiyacı hissettiğini söyledi.
Filistinlilerin 1930’lardaki İngiliz mandasına kadar uzanan bir protest müzik gelenekleri var. Yas şiirleri kadar siyasi parti marşları da gösterilerde söyleniyor. 2014’teki İsrail-Gazze savaşında Tel Aviv’e atılan roketler bu şarkıların radyolarda çalınmasıyla kutlanmıştı.

Filistinlilerin şiddeti çağırıştıran şarkılarından biri:

Ancak bir çok uzman son ortaya çıkan müziğin bu geleneğin dışında yer aldığını belirtiyorlar. Direnişin kendisi gibi sosyal medyadan besleniyor. Bazıları bu şarkıları direniş için yararlı görürken bazıları ise bu şarkıları müzikal anlamda yetersiz ve İsrail’in teşvik iddialarını güçlendirecek bir delil olarak görüyorlar.
Bir fotoğrafçı tarafından taş atarken resmi çekilip simge haline gelen Ramzi Aburedwan ilk intifadada taş atmanın simgelediğini bugün müzik yerine getiriyor dedi. “Müzik ve sözler bugünkü durumu anlatıyor. Gençlerin öldürüldüğü onlarca video seyrederken doğa ve barışçıl şeylerle ilgili müzik yapamam, “ dedi.
Ancak Doğu Kudüs’ten müzik terapisti Basel Zayed aynı fikirde değil. Müzik kendini tekrarlıyor ve kelimeler çok anlaşılır değil sadece öldür, bombala veya patla kelimeleri anlaşılıyor dedi. Bu bir reaksiyon olarak ortaya çıktıysa dahi Filistinlilerin kendilerini ancak bu şekilde anlatabilmeleri utanç verici dedi.

kaynak:nytimes

İsrail Mozart’ın 260. Doğum gününü kutluyor


Mozart

Mozart

Mozart dolu bir hafta sonuna hazırlanın. 21-23 Ocak tarihleri arasında Zichron Ya’akov’da bulunan Elma Arts complex Hotel, uluslararası bir festivalle Mozart’ın 260. Doğum gününü kutlamaya hazırlanıyor. Üç günlük festivalde, solo resitaller, oda müzikleri, dans performansları, atölyeler ve konferanslar düzenlenecek.

Mozart konserinde yer alacak müzisyenler

Mozart konserinde yer alacak müzisyenler

Mozart’ın en iyi bilinen eserlerinden Coronation Mass’ı ile başlayacak festival programında ayrıca Amerikalı piyanist ve müzikolog Malcolm Bilson ile Rus Zvi Meniker’in iki piyanolu konseri yer alacak. Ayrıca, Mozart’ın Sihirli Flüt eseri İbranice yorumlanarak sergilenecek. ise Mozart’ın tamamlanmamış Great Mass C Minor’ünden esinlenen Davide Penitente da dinlenebilecek.

‘Kosher’ hip-hop şarkıcısı antisemitizme karşı


kosha dilliz2

Kosha Dilliz

Adı Kosh Dillz, kaşer turşu anlamına geliyor. Asıl adı Rami Matan-Esh olan 34 yaşındaki hip-hopçu, ABD’ye göç etmiş İsrailli bir ailenin çocuğu. New Jersey’de Rutgers Üniversitesinden mezun, yazları ailesi ile İsrail’in Kiryat Tiv’on şehrinde geçirmiş. Ancak polisle başı birçok kez derde düşmüş ve hapis bile yatmış. Son yıllarda hip-hop’u keşfetmesiyle hayatı değişmiş. Artık ABD’de özellikle de yaşadığı Los Angeles’ta tanınan biri. Şarkılarında Yahudi ve İsrail yaşamından bölümler ekliyor, nakaratları ise hem İbranice, hem İngilizce, hem de İspanyolca. Tanınmasında en büyük pay ise IŞİD. IŞİD destekleyici hacker’lar sayfasına girip radikal İslami mesajlar yazmaları ile daha fazla dikkatleri çekti.

kosha dilliz
İsrail’de ilk defa tüne in Tel Aviv müzik festivalinde konsere çıkan Kosh Tillz konser öncesi çok heyecanlı olduğunu ve İsrail’de tanınmanın kendisi için önemli olduğunu vurguladı. Kimliği dolayısıyla tepki çektiğini söyleyen şarkıcı, kendisine karşı fiziksel bir saldırı gerçekleştirilmemiş olduğunu ancak sosyal medyadaki nefret söyleminin rahatsız verici olduğunu belirtiyor. “Eğer benden nefret eden biri ile karşılaşırsam onu susturmaya çalışırım. Hatta onunla dalga da geçerim ama sonunda sevdiğim şeye rap yapmaya dönerim,” diyor.
Birkaç ay önce Billboard dergisinde müzik dünyasındaki anti-semitizm ve anti-siyonizm ile ilgili kendi tecrübelerini de anlatan sert bir yazı kaleme aldı.
“Tüm ailem ve çoğu arkadaşım İsrail’den. İsrail benim ailemin hayatını kurtardı tıpkı dilimizi ve tüm halkımı kurtardığı gibi. İsrail karşıtı olanlar hayatlarında hiç İsrail’i görmemiş kişiler ve onlara sunulan yanlış bilgilere inanmışlar. Bu kişilere gerçeği göstermek, öğretmek gerekir.”

İstanbul’da Holokost’u anmak


Foto: Ulaş Tosun

Foto: Ulaş Tosun

Uluslararası Holokost Anma İttifakı’nın (International Holocaust Remembrance Alliance, IHRA) dönem başkanlığını üstlenen Macaristan, İstanbul Kadir Has Üniversitesi ve Neve Şalom Sinagogunda iki günlük bir etkinlik düzenledi. Yarı akademik bir panel ile Holokost ve Holokost eğitimi tartışılırken, Klezmer Band gibi önemli Macar müzik toplulukları müzik dinletisi sundular.

Türk Musevi Cemaati Başkanı İbrahimzadeh:

“Holokost’un öğretilerini kavramaya çalışırken, günümüzde çekilen acılara duyarsız kalmadığımızdan ve acılar sırf kendi huzurumuz açısından bir tehdit oluşturmaya başlayıp, kapımıza dayanıncaya kadar beklemediğimizden emin olalım.”

Macaristan Büyükelçisi Gabor Kiss:

“Tarihten öğrendiğimiz bir şey varsa o da antisemitizmin vakit kaybetmeden teşhis edilmesinin şart olduğudur.”

Tarihçi Prof. Gideon Greif:

“Birkenau’da gaz odalarında ve krematoryumlarda çalışan ve günde 10 bin ila 20 bin ölü gören, yakan, temizleyen kişiler, orada bulunan mahkûmlar arasında en şansız gruptu. Buna rağmen bu kişilerin ayaklanması bize bir şey anlattır; en son umut ölür. Bu da bize Nazi kadar güçlü diktatörlüklerin bile sonsuza kadar süremeyeceğini gösterir.”

Uluslararası Holokost Anma İttifakı’nın (International Holocaust Remembrance Alliance, IHRA) dönem başkanlığını üstlenen Macaristan, Holokost ve Holokost eğitimi üzerine, 7-8 Ekim tarihlerinde İstanbul’da iki günlük bir etkinlik organize etti. Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde gerçekleşen ilk günkü etkinliğe Hahambaşısı Rav İsak Haleva, Macaristan Büyükelçisi Gabor Kiss, İsrail Ankara Maslahatgüzarı Amira Oron, Macaristan İstanbul Başkonsolosu Balazs Hendrich, İsrail İstanbul Başkonsolosu Shai Cohen, İsrail İstanbul Başkonsolos Yardımcısı Shira Ben Tzion’un yanı sıra Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh ve Yahudi cemaatinin ileri gelenleri katıldı.

Macaristan İstanbul Başkonsolosu Balazs Hendrich konuşmasında bu etkinliğin gerçekleşmesinde katkıları olanlara teşekkür etti ve bir gün önce hayatını kaybeden, Komünist dönem sonrası Macaristan’ın ilk cumhurbaşkanı olan Arpad Goncz onuruna bir dakikalık saygı duruşuna davet etti.

Dışişleri Bakanlığı IHRA delegasyonundan Gül Büyükerşen Oral konuşmasında Türkiye’nin Holokost’un bir daha tekrarlanmamasına verdiği önemi dile getirdi. “Türkiye ırkçılık, ayrımcılık, antisemitizm, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi ile savaşmaya kararlıdır” diyen Oral, 2015 yılında Türkiye’nin Holokost ile ilgili yaptığı anma ve etkinliklere değindi. 27 Ocak’taki Uluslararası Holokost Anma Günü’ne TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Kültür Bakanı Ömer Çelik’in katıldığını hatırlatan Oral, şubat ayında da ilk defa Struma gemi faciasının devlet nezdinde anıldığını ekledi. Bu tür anmalara önümüzdeki yıllarda da devam edeceklerini belirten Oral, restore edilerek mart ayında kapılarını açan Edirne Sinagogunun açılışına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın katıldığını dile getirdi. Türkiye’nin Rodos Büyükelçisi Selahattin Ülkümen’in Nazi işgali sırasında birçok Yahudi’nin hayatını kurtardığını ancak kendi eşini Almanların elçiliği bombalaması nedeniyle kaybettiğini anlatan Oral, ‘Türk Pasaportu’ filminin izlenmesini tavsiye etti. Türk Yahudilerinin ülkenin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Oral, ülkenin kurtuluşunda, Çanakkale ve Sarıkamış’ta savaştıklarının ve bilim ile ülkenin gelişmesinde payları olduğunun altını çizdi. Oral konuşmasını, “Türkiye, savunmasız ve ezilen kişiler için güvenli bir liman olmaya devam edecektir” diyerek sonlandırdı.

Kadir Has Üniversitesinden Doç. Dr. Ahmet K. Han konuşmasında empati kurmanın önemi üzerinde durdu. Han, Nurenberg mahkemelerinde görev alan Amerikalı psikolog Gustave Gilbert’in bulgularını paylaştı. Nazi liderlerinin sergilediği insanlık dışı vahşetin sebebi Gilbert’e göre empati eksikliği. Kurbanları insan olarak görmüyorlardı, insanlık dışı bir alt varlık olarak algılıyorlardı. Bu araştırma normal dediğimiz kişilerin nasıl canavara dönüşebileceklerini göstermesi açısından oldukça önemli. Han, “İnsanoğlunun en önemli vazifesi böyle bir trajedinin yeniden tekrarlanmasını engellemek ve her zaman empati kurmaktır” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Macaristan Büyükelçisi Gabor Kiss, II. Dünya Savaşı sırasında Macaristan’ın kendi vatandaşlarını koruyamadığını itiraf etti. “Tarihten öğrendiğimiz bir şey varsa o da antisemitizmin vakit kaybetmeden teşhis edilmesinin şart olduğudur” diyen Kiss, Macaristan Yahudi Cemaati hâlâ var olduğu için şükranlarını sundu. Kiss, antisemitizmi hoş görmemenin vicdani görevleri ve sorumlulukları olduğunun altını çizdi.

İsrailli Tarihçi Prof. Gideon Greif, 71 yıl önce, tam etkinlik günü olan 7 Ekim’de başlayan Birkenau ayaklanmasını anlattı. Gaz odalarında ve krematoryumlarda çalışan ve günde 10 bin ila 20 bin ölü gören, yakan, temizleyen bu kişilerin, orada bulunan mahkûmlar arasında en şansız grup olduğunu belirten Greif, buna rağmen bu kişilerin ayaklanmasının bize bir şey anlattığını hatırlattı; en son umut ölür. Bunun da bize Nazi kadar güçlü diktatörlüklerin bile sonsuza kadar süremeyeceğini gösterdiğini belirtti.

Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh, nasıl ve neden ölüm sonrası bir hayat yaratmayı, niye yeniden doğuşu seçtiğimiz konusunda Yahudi bir bakış açısıyla kişisel düşüncelerini paylaştı. “Holokost’tan 70 yıl sonra halen bugün, İshak’ın insanlığın gaz odalarında kurban edildiğini bilerek, yarattığı darbeyi hafızalarımızda,  acısını ise kalbimizde hissediyoruz” diyen İbrahimzadeh, “Her ne kadar hepimiz Auschwitz’te ölmüş olsak da, inancımız hayatta kaldı. Ancak böylelikle, yeniden cehennemin karanlığında çocuklarımız için umut dolu mesajlar yaratabilecek kıvılcımları bulduk. Tarihimiz, yaşadığımız trajediler yüzünden çok sayıda yara aldı, ancak bu süreçte bizler, hiçbir zaman karanlıkların içinde dahi yaşama sevincimizi ve yaşama olan bağlılığımızı kaybetmedik, sürgünlerde bile Tanrı’mızın şarkılarını söyledik. İnancımız, kadere razı olmayı kabul eden bir inanç değildir. Risk almayan bir hayat tarzını da seçmedik.” Günümüzde mültecilerin yaşadığı acılara dikkat çeken Cemaat Başkanı şu soruyu sordu: “Holokost’un insani mesajını içtenlikle kavradığımızı, bugün ‘Bir daha asla’ diyebilen bir dünyada yaşıyor muyuz?” İbrahimzadeh sözlerini “Holokost’un öğretilerini kavramaya çalışırken, günümüzde çekilen acılara duyarsız kalmadığımızdan ve acılar sırf kendi huzurumuz açısından bir tehdit oluşturmaya başlayıp, kapımıza dayanıncaya kadar beklemediğimizden emin olalım” diyerek tamamladı.

Etkinlik yarı akademik bir panel ile sürdü. Moderatörlüğünü Zülfü Livaneli’nin yaptığı interaktif panelde Kadir Has Üniversitesinden Salih Bıçakcı, Bilgi Üniversitesinden Mehmet Ali Tuğtan, Yıldız Teknik Üniversitesinden Esra Danacıoğlu, ENKA Okulları Adapazarı’ndan James McMillan konuşmacı olarak katıldılar.

Doç. Dr. Salih Bıçakcı, devam edebilmek için bazen unutmanın faydalı olduğunu dile getirdi. Holokost’un insan kokan bir hikâye olduğunu söyleyen Bıçakcı, sorunun ötekileştirme olarak alınması gerektiğini belirtti. Ayrımcılığın insanları diğerinin gözünde Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi insanlıktan çıkardığını belirten Bıçakcı, ‘ötekini’ tanımak gerektiğini vurguladı.

Yardımcı Doç. Dr. Mehmet Ali Tuğtan, Soykırım Müzesi Yad Vaşem tecrübesini paylaştı ve insan hayatını merkeze koymanın gerekliliğini hatırlattı. Prof. Dr. Esra Danacıoğlu, II. Dünya Savaşı sırasında Filistin’e varamayan Mefkure, Struma ve Salvador gemilerini hikayelerini paylaştı. James McMillan, Holokost eğitimine erken yaşta başlanması gerektiğini vurguladı ve Türkiye’nin ancak üniversite çağında Holokost eğitimi verdiğini hatırlattı. Zülfü Livaneli, sanatın Holokost eğitimi için önemli olduğunu söyledi. Birçok kişinin kitabı Serenad’ı okurken ağladığını ve yaşanan acılarla kendini özdeşleştirebildiğini anlatan Livaneli, bunun her gün televizyonlar aracılığıyla şiddete maruz kalan ve alışan kişilere ulaşmanın yolu olduğunu belirtti. Holokost’un unutulmamasının gerektiğini belirttikten sonra İsrail Devlet eski Başkanı Şimon Peres’in kendisine anlattığı bir hikâyeyi paylaştı: “Rabbi sormuş güneşin doğduğunu nasıl anlarsın diye. Birçok cevap gelmiş. Ancak Rabbi demiş ki ancak siyah bir adam ile beyaz bir adam birbirlerine günaydın dediği zaman sabah olduğunu anlarsın.” Soru ve Cevap bölümünde, Auschwitz Kampını ziyaret eden ENKA Adapazarı öğrencileri izlenim ve duygularını paylaştı.

Panel sırasında, Macaristan’da çocuk şarkılarıyla ünlü Kaláka Topluluğu, kurucuları Gryllus Kardeşler’in ‘Bir Zamanlar Küçük Bir Yahudi Varmış’ adlı müzik parçalarını seslendirdiler. İsrailli karikatürist Michel Kichka’nın ‘İkinci Kuşak – Babama Söyleyemediklerim’ kitabı tüm davetlilere dağıtıldı. Holokost kurtulanı bir babanın oğlu olan Kichka, Holokost gölgesinde yaşadığı çocukluğunu çizgi roman olarak anlatıyor. Etkinliğin ilk günü La Casa Catering’in hazırladığı yemek ile sona erdi.

Etkinliğin ikinci gününde dünyaca ünlü Budapest Klezmer Band, Neve Şalom Sinagogunda bir konser verdi. Grup dinleyenleri Orta ve Doğu Avrupa’nın artık var olmayan neşeli zamanlarına geri götürdü. O zamanlarda, geleneksel Yahudi müziği toplumun kültürel yapısının bir parçasıydı.

İki günlük etkinlik süresince Rudolf Klein’in kitabına dayanan ‘1782 ile 1944 arasında Orta ve Doğu Avrupa’da Yapılan Sinagogların Mimarisi’ adlı resim sergisi ile Türk Musevi Cemaati eski Başkanı Sylvio Ovadya’nın özel gravür koleksiyonu ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudi Giysileri’ sergilendi.

Macaristan, Mart 2015’te İngiltere’den devraldığı Uluslararası Holokost Anma İttifakı’nın (IHRA) dönem başkanlığını Mart 2016’ya kadar üstlenecek ve daha sonra görevini Romanya’ya teslim edecek. Macaristan başkanlığı dönemince antisemitizme karşı olan savaş, Holokost eğitimi ve bilinçlendirilmesinin yanı sıra IHRA’nın görünürlüğünün güçlendirilmesi üzerine çalışacağını açıkladı. Türkiye IHRA’da halen gözlemci ülke konumunda ve tam üye olmayı talep ediyor.

Kaynak: Şalom

İsrail ve Almanya diplomatik ilişkilerinin 50. yılını kutladı


Almanya Federal Cumhuriyeti ve İsrail Devleti arasındaki diplomatik ilişkilerin 50. yılı nedeni ile Almanya Başkonsolosluğu’nda dün akşam konser ve resepsiyon düzenlendi.

Almanya Federal Cumhuriyeti Başkonsolosu Dr. Georg Birgelen ve İsrail Devleti Başkonsolosu Shai Cohen  geceye ev sahipliği yaptılar.

“Sultan için Klezmer” konserinde Yinon Muallem (İsrail) ve Helmut Eisel (Almanya), Yaniv Raba (İsrail),  Tomer Moked (Israil-Alman) ve Kağan Yıldız (Türkiye) birlikte sahne aldılar.

11996937_10156059487910425_1351502503_n

 

İsrail Başkonsolosu Sn. Shai Cohen’in gecenin açılışında yaptığı  konuşma:

Israel and Germany celebrate 50 years of bilateral diplomatic relations

In 1965; West German Chancellor Ludwig Erhard and Israeli Prime Minister Levi Eshkol established diplomatic relations and arranged for the exchange of ambassadors.

In 2015; this summer, the European Maccabi Games were held in Germany for the first time. The opening ceremony of the biggest Jewish sports event in Europe was held in Berlin’s Olympic Stadium, where the 1936 Olympic Games opened in Nazi Germany.

Ladies and gentlemen,

11992569_10156059487640425_412415298_nThis year marks 50 years since Israel and West Germany established diplomatic ties. It has been an understandably complex relationship, launched two decades after the Holocaust ended and 14 years after West Germany committed to reparations “both moral and material” for the genocide committed by the Nazis.

The connection between Israel and Germany has grown beyond its historical imperative, encompassing broad political, cultural, economic and military exchanges.

The countries’ societies played an important role in paving the way for this historic move. The societies built bridges between the peoples in both countries, especially applying to sciences, culture and sport.

The rapprochement between the two countries was marked by three bilateral milestones. First, The Luxembourg Agreement of 1952, which constituted the Federal Republic of Germany’s assumption of responsibility for the consequences of the Holocaust.

The second milestone was the meeting on March 1960 in New York, between David Ben-Gurion, Israel’s first Prime Minister, and Konrad Adenauer, Germany’s first Chancellor. These 2 leaders had a vision and only 15 years after 2nd World War they met in friendship and trust to lay the basis for the relations between both states.

The final milestone was the Eichmann trial of 1961, held in Israel.

The post-1965 era has been marked by the rapid development of bilateral relationships and contacts. In 1969, for the first time, a delegation comprised of members of the Knesset was officially welcomed to Germany’s Bundestag .

In 1975, Yitzak Rabin was the first Prime Minister of Israel to visit Germany. In 1985, President Richard von Weizsäcker of Germany became the country’s first head of state to visit Israel. In 1987, President  Chaim Herzog of Israel was the first head of the state in Israel to visit Germany.

The growth of trust between the two countries has not been restricted to the political sphere. Societal ties have played a highly important role. These have taken the form of youth exchange programs and civic partnerships. Today, cities in Germany and Israel maintain more than 100 such partnerships.

Over 2 million young Germans and Israelis have participated in joint programs and meetings.

Agreements and cooperations have been agreed upon in all fields. The strength characterizing these ties were demonstrated by the ability to overcome devastating events such as the terror attack staged during the 1972 Olympics in Munich, in which eleven members of the Israeli team were killed.

Governmental bilateral consultations are held once a year. They are attended by the two countries’ cabinets. These represent both countries’ manifestation of their will to deepen and intensify the partnership existing between them in all fields.Picture1

A large number of economic and scientific projects have been established and directly benefiting the citizens of the two countries.

Germany is the 3rd trade partner for Israel, after USA and China and 1st in Europe with a volume close to 7 billion US $.

Israel and Germany are also employing trilateral ties – applying especially to Africa – to attain the “Millennium Goals of Development”. Priorities were set: water management, agriculture and health. To implement these objectives, Israel and Germany are jointly pursuing projects of development in states like Burkina Faso, Cameroon and Burundi.

Israel and Germany also maintain partnerships and cooperation programs through Israel’s’ special relations with EU, where Germany is a central player and one of its founders.

The values shared by the countries of a belief in rule through democracy and by law form the basis of their vision to jointly configure their future. A unique trust and real friendships have emerged out of the abyss constituted by the horrors perpetuated by the Nazis. Israel and Germany have joined forces to make sure this never repeats.

I want to finish my words quoting President Rivlin and former Foreign Minister of Germany Dr. Klaus Kinkel.

President Rivlin said:

“The bridges built between both countries over the past half-century rest upon the foundations of brave and deep national soul searching.”

Former Foreign Minister Dr. Klaus Kinkel said: (1999)

“The path in which history tied Israel and Germany together, will ensure the uniqueness of our relationship: more emotional and sensitive, thus creating a huge responsibility in relation to the future generations.”

11994505_10156059487610425_598481501_n

 

 

Riff Cohen’in “Dans Mon Quartier” şarkısı, Simge’den “Miş Miş” oldu


1984 yılında Tel Aviv’de doğan İsrailli şarkıcı, şarkı yazarı, oyuncu Riff Cohen yaşamını Paris’te sürdürüyor. Sanatçı, şarkılarını İbranice, Arapça ve Fransızca olarak seslendiriyor.

Riff Cohen’in 2013 tarihinde çıkan “Dans Mon Quartier” şarkısı, bir video klibi bile olmamasına rağmen Türkiye radyolarında sıkça çalınarak son dönemlerdeki en gözde şarkılardan biri oldu.

Şarkının popülaritesi üzerine şarkıcı Simge Sağın, “Dans Mon Quartier”ın Türkçe adaptasyonu olan “Miş Miş” isimli şarkıya hayat verdi. Türkçe sözü Sibel Algan’a ait şarkının orijinal sözleri ise Partirica Cohen’e ait. Şarkıdaki “mişmişmiş de muşmuşmuş” repliği ise bir Sezen Aksu fikri.

Şarkının müzik videosu kalabalık bir ekip ile Beykoz Kundura fabrikasında Nihat Odabaşı yönetmenliğinde çekildi. Bir günde tamamlanan çekimler şarkı gibi renkli ve eğlenceli görüntülerden oluşuyor.

İşte orijinal şarkı “Dans Mon Quartier” ve ardından Türkçe versiyonu “Miş Miş”:

Kaynak: Gzone