Türkiye'deki İsrail Temsilcilikleri Resmi Blogu

Home » 118 İsrail » ‘Türkleri en iyi İsrailliler anlar’

‘Türkleri en iyi İsrailliler anlar’

Categories

Arşıv

Twitter

Error: Twitter did not respond. Please wait a few minutes and refresh this page.


Geçtiğimiz hafta Beyoğlu’ndaki Robinson Crusoe Kitabevi’nde imza gününde okurlarıyla buluşan ve kitaplarını imzalayan ünlü İsrailli öykücü Etgar Keret’in Vatan gazetesinde çıkan Eyüp Tatlıpanar tarafından kaleme alınmış röportajını sizlere sunuyoruz.

Dünyada yıldızı parlayan bir öykücü Etgar Keret. Kitapları dünyanın her yerinde son birkaç yıldır büyük ilgi görüyor. Yeteneği nedeniyle isminin önüne dahi sıfatı eklenen biri… Aynı zamanda Ortadoğu’nun hararetli, çatışmalı atmosferinde yaşayan bir İsrailli yazar olarak; The New York Times, Guardian, Haaretz gibi gazete ve dergilerde yayınlanan siyasi makaleler kaleme alıyor.

Kısa öyküleri örneğine pek rastlanmayan, kendine has bir kara mizah içeriyor. Zira anlattığı kişiler, hayatın sillesini yemekte neredeyse ustalaşmışlar: Kalabalıklar içindeyken yalnızlık sularında boğulanlar… Güneşli günlerde bile çamura basmayı başaranlar…
etgar keret imza gunu
‘Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü’, ‘Buzdolabının Üstündeki Kız’, ‘Nimrod Çıldırışları’ gibi öykü kitapları Türkçe’de yayımlandığında büyük ilgi görmüştü. Şimdiyse, öncekiler gibi yine Siren Yayınları’nın Türkçe’ye çevirdiği ‘Yedi Güzel Yıl’ ile karşımızda… Bu kez kurmaca öyküler değil, kendi başından geçen olayları anlatıyor Keret. Dili yine eğlenceli, mizahi…

Bugün İstanbul’a gelen Keret’i karşıladık, imza etkinliğinden önce görüp kendisine “Hoş geldin!” dedik. Ayaküstü birkaç soru sorduk…

BARDA ARKADAŞLARIMA ANLATIR GİBİ…
Hep kurmaca öykü yazıyordunuz, bu kez kendinizi anlatıyorsunuz. Sizi nasıl okumamızı istersiniz?
Kurmacayı kendim için yazıyorum. Gerçek hayatla ilgili yazdığımda öncelikli niyetim başkalarıyla paylaşmak oluyor. Dolayısıyla bunları ilk yazdığımda kurmaca öykülerim kadar değerli olduklarını düşünmedim. Bir barda arkadaşıma başımdan geçenleri anlatmamdan fazlası olduğu aklıma gelmiyordu. Ama zamanla bunun böyle olmadığını gördüm, çünkü yazarken ne anlatacağımı gayet iyi bilsem de bitirdiğimde daha önce kendimle ilgili bir şey öğrendiğimi fark ettim. Bu öyküler benim için okula sonradan gelen çocuk gibi; ilk başta diğerleri onu çok sevmezler ama tanıdıkça aralarına alırlar, benimserler.

ÇOK DUYGUSALIM; SEN KAHVENİ KARIŞTIRIRKEN AĞLAYABİLİRM
Tuhaf biri olduğunuzu, başınızdan tuhaf şeyler geçtiğini kitabı okurken görüyoruz. Kendiniz hakkında fazlasıyla tuhaf bulduğunuz bir şey söyler misiniz?
Çok duygusal biriyim. Öykülerimi de duygusal bakımdan etkilendiğim durumlar üzerine kuruyorum. Bunlar genellikle hayattaki küçük şeylerdir. Birinin kahvesine şeker atması, karıştırması beni ağlatabilir mesela.

YAZDIKLARIMI TEYZEMİN OKUMASINI İSTEMEM
Öyküleriniz İsrail’de neden yayınlanmayacak?
Dünyadaki diğer insanlara başımdan geçenleri anlatmaktan zevk duyabilirim ama teyzemin ya da amcamın okuyup, bunları neden burada anlattın demelerini istemiyorum. Çok özel ve mahrem şeylerden bahsediyorum. İsrail dışında yayınlandığında da okuma şansına sahipler tabii ama bu benim zihnimde geliştirdiğim bir tür savunma.

EŞİNİN DÜŞÜK YAPTIĞINI ANLATINCA…
Ailenizde bu nedenle gerilimler yaşandı mı?
‘Oğlum İçin Bıyık’ öyküsü New York Times’ta yayınlandı. Eşimin düşük yaptığından bahsediyorum öyküde. Beni arayıp neden bunu yazdığımı sorup sitem etti. Ben de ona İsrail’de değil ABD’de yayımladığımı, kimsenin görmeyeceğini söyledim durumu toparlamak için. Ama tabii tanıdığımız insanlar New York Times’ı okuyor… Ama ben yazdığım bir şey yabancı dilde yayınlandığında kendimi güvende hissediyorum. Bu da bir tuhaflığım olabilir. Ama bu iş gerilimden çok heyecan yaratıyor. Abim Tayland’da tanıştığı birine, benim abim olduğunu söyleyince “Aaa ben sana dair bir şey okumuştum” demiş ve ona okutmuş. Onu yazdığımdan haberi yoktu oysaki. Heyecanlanıp duygulanmış. Kitaptaki ‘İdollere Tapınma’ öyküsü…

KAN DAVASINDAN KAÇANLAR GİBİYİM
Yazı ve ‘güvenli bölge’ ilişkisi sizin için önemli galiba…
Eski zamanlarda Ortadoğu coğrafyasında güvenli şehirler varmış, insanlar kan davası yaşadığında mesela o şehirlere geldiklerinde öldürülmezlermiş. Durumumu buna benzetiyorum. Yazı benim için böyle. Gerçek hayatta söyleyeceklerimi tartmam gerekiyor ama kurmaca yazarken çok rahatım.

YAZAR VE OKUR İLİŞKİSİ SEVGİLİLİK İLİŞKİSİ GİBİDİR
Yazma üzerine düşünen birisiniz; bu konuda makaleleriniz var. Sizin için bu alandaki en önemli şeyden söz edebilir misiniz?
Bana sorarsan yazar yazdığı kişinin nasıl karşılanacağını, beğenilip beğenilmeyeceğini düşünmeyen insandır. Yazar olmak günümüzde kolay değil. Ama tabii yazı da temelde bir iletişim arzusundan doğar ve birilerinin duyacağı bir şeyler söylemeye çalışırız. Yazının hiç kimse tarafından meslek olarak benimsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hayatım boyunca geçinmek için yazmamaya çalıştım. Gençken inşaatlarda çalıştım, şimdi üniversitede profesörüm, dersler veriyorum. “Kirayı nasıl ödeyeceğim?” kaygısıyla yazma pozisyonunda olmayı hiç istemedim. Diyelim zengin bir kız arkadaşın var ve sen çalışmıyorsun; onunla istediğin gibi kavga edemezsin. Okur ve yazarı arasındaki ilişki herhangi bir çiftin ilişkisinden farklı değil.

YAZMAK NE İŞE YARIYOR?
İnsanlardaki yazma isteğinin yaygınlaştığını gözlemliyor musunuz?
Mesela İsviçre’de insanlar nasıl kaygılarla yazıyor bilemiyorum ama benim yaşadığım yerde insanlar problemlerle sıklıkla karşılaştığı için yazma isteği duyuyor. Bunlar hakkındaki fikirlerini, hikâyelerini anlatmak için… Evet, yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Türkiye’yle İsrail’in bu anlamda benzeştiğini düşünüyorum.

TÜRKİYE’YLE İSRAİL BİRBİRİNE ÇOK BENZER
İki ülke arasındaki benzerliği daha somut bir biçimde değerlendirebilir misiniz?
İsrail de Doğu ile Batı arasında sıkışmış bir yer. İki toplumda da din ve seküler yaşam arasında bir çatışma var. İki ülke de küresel güçler açısından kritik önem taşıyor. Kendi halinde yaşayan ülkeler değil; ikisinin de üzerinde küresel yükler var. Bu anlamda İsrailliler ve Türkler de birbirlerine çok benzer; düşünme biçimleri bakımından. Komplo teorilerinin iki ülkede de çok üretilmesinin nedeni bu. İsraillileri en iyi Türklerin, Türkleri de en iyi İsraillilerin anlayacağını düşünüyorum.
‘GEZİ’ EYLEMLERİ İSRAİL’DE DE YAŞANDI
Bu konuda bir hikâye yazabilir misiniz?
Taksim’deki ‘Gezi’ eylemlerinin bir yıl önce İsrail’de hükümete karşı yaşanan protestolara benzediğini düşünüyorum. İki gün önce Hollanda’da bir arkadaşımla konuşuyordum ve İsrail’deki hükümet karşıtı protestoları anlatıyordum. Bir türlü anlamıyordu; “Hükümet var, başbakan var, seçim var, gidip oy veriyorsun. Sokağa çıkmanın ne anlamı var?” diyordu. Ama Türkiye’de biriyle konuştuğumda anında neden bahsettiğimizi anlıyoruz. Sokakların insanlara ait olmasının değeri iki ülkede de iyi biliniyor. Batı’da bir yere gittiğimde benim egzotik bir ülkeden geldiğimi düşünüyorlar. Bildiğim kadarıyla aynı şeyle Batı’ya giden Türkler de yaşıyor.

kaynak:gazetevatan

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Join 382 other followers

%d bloggers like this: